Adak

اَلنَّذْرُ | اَلنَّحْبَةُ

Müellif: Veysel Gengil
Yayınlanma Tarihi: 24.11.2022            

EN-NAḪBE | ُ النَّحْبَة

Sözlükte en-naḫbe النَّحْبَةُ kelimesinin “adak ve yüksek ses” olmak üzere iki asli anlamı vardır. N-ḫ-b  نَحَبَ fiil olarak adağını yerine getirmek için tehlikeli ve zorda olsa bir işe girişmeyi ve bu yolda çaba göstermeyi anlatır. Nitekim ِِسَارَ فُلاَنٌ على نَحْب cümlesinde bu anlam vardır. Bir kavim işinde ciddiyetle çaba gösterdiğinde نَحَّبَ القَوْمُ  denir. يَوْمٌ نَحْبٌ  uzun ve zorlu bir gün; التَنْحِيبُ yüz üstü kapanıp o şeyden ayrılmamak; مُناحَبَةٌ riskli ve tehlikeli bir işe kalkışmak; ناحَبَ الرَّجُلَ birisini mahkemeye vermek; نَحْبُ المَوْتِ ölünceye kadar savaşmaya ahdetmek demektir. قَضَي نَحْبَهُ ifadesindeki “adak” anlamı istiare yoluyla “ölüm” için kullanılmıştır. Zira ölüm her canlının yerine getirmek zorunda olduğu bir adak gibidir. اَلنَّحِيبُ ise yüksek sesle ağlamaktır. Birisi şiddetle ağladığında نَحَبَ الرَّجُلُ نَحْبًا diye söylenir (Ḫalīl b. Aḥmed, Kitābu’l-ʿAyn, 4/197; el-Ezherī, Tehẕību’l-Luġa, 5/115-117; İbn Fāris, Muʿcem, 5/404; el-Cevherī, eṣ-Ṣıḥāḥ, 1/222-223; ez-Zemaḫşerī, Esāsu’l-Belāġa, 2/254; el-Muṣṭafavī, et-Taḥḳīḳ, 12/53-55).

Kur’an’da bir yerde geçmektedir (el-Aḥzāb 33/23). Bu yerde قَضَي نَحْبَهُ ifadesiyle Bedir savaşına katılamayan Enes b. Nadr’ın bir sonraki savaşa katılması için adakta bulunması ve Uhud’da şehit olmak suretiyle bu sözünü yerine getirmesi anlatılmaktadır (Ṭaberī, Cāmiʿu’l-Beyān, 19/61-62; Māturīdī, Teʾvīlāt, 11/326; Ḳurṭubī, el-Cāmiʿ, 17/113-114).

EN-NEẔR|  النَّذْرُ

Sözlükte en-neẕr النَّذْرُ “insanın bir şeyle uyarılması ve bu sebeple kendisine bir adağı zorunlu kılması” demektir. Bundan hareketle “korkmak, korkutmak ve adak” anlamında kullanılmıştır. Nitekim الْإِنْذَارُ korkutarak birisine bir şeyi bildirmeyi ifade eder.  نَذِيرَةٌ Ehl-i Kitap’ın, kız veya erkek çocuklarını havra ya da kiliseye adaması; نُذُرٌ diyet; نَذِيرٌ uyaran/sakındıran ve delil; تَنَاذُرٌ insanların korkutucu bir şeye karşı birbirlerini uyarması demektir. نَذِيرَةُ الجَيْشِ tabiri düşmanın durumunu haber veren öncü birlikler anlamındadır. Araplar النَّذِيرُ العُرْيانُ ifadesini, kavmine baskın yapılacağını uzaktan fark eden ve bu durumu haber vermek amacıyla elbiselerini çıkaran kimse için mesel olarak kullanmıştır (Ḫalīl b. Aḥmed, Kitābu’l-ʿAyn, 4/209; İbn Fāris, Muʿcem, 5/414; ez-Zemaḫşerī, Esāsu’l-Belāġa, 2/261; el-Muṣṭafavī, et-Taḥḳīḳ, 12/81-84).

Kur’an’da türevleriyle 131 yerde geçmektedir. Bu yerlerde şu anlamlardadır: 1. İnsanları uyarıp sakındırmak (el-Baḳara 2/6, Yūnus 10/2). 2. Öncekilerin başından geçen önemli haber (en-Necm 53/56). 3. Uyarıcı elçi (Hūd 11/12, el-Ḳamer 54/23, el-Mülk 67/8). 5. Adak (el-Baḳara 2/270; el-Ḥacc 22/29; el-İnsān 76/ 7).

KARŞILAŞTIRMA

en-Naḫbe ve en-neẕr adak bakımından yakın anlamlı olsa da bu kelimeler arasında bazı farklar vardır. en-Naḫbe ile kişinin, Allah’a canını adaması kast edilir. Adakta bulunan bu kimse adağını yerine getirmek için kendisini zorlar ve bu yolda gayret gösterir. en-Neẕr ise olumsuz ya da hoşa gitmeyen bir durumun oluşturduğu korkuya bağlı olarak birisinin bir adakta bulunmasıdır.